Borçlar Hukuku Hakların Çeşitleri, Alacak Hakkı - Borçlar Genel Hukuku Notları #5

HAK KAVRAMI


  • Hak, hukuk düzeninin bireylere tanıdığı irade veya irade kuvvetidir (irade teorisi).  
  • Hak, hukuk düzenince korunan menfaattir (menfaat teorisi).
  • Hak, bireyin hukukça korunan menfaat veya değerlerin gerçekleştirilmesine veya korunmasına ilişkin irade kudretidir (karma teori).
  • Hak, hukuki ilişkinin bir unsuru olup, sahibi lehine imtiyazlı bir durum yaratırken, diğer kişiler için de bir kısıtlama, yükümlülük oluşturmaktadır (hukuki ilişki kavramı ile tanım).
  • Hak, sahibine yetkiler verirken bazı yükümlülükler de verir (hukuki müessese kavramı ile tanım).

HAKLARIN ÇEŞİTLERİ: YARARLANMA VE DÜZENLEME HAKLARI 

Yararlanma Hakları: Doğrudan doğruya hukuki bir değer veya menfaate yönelmiş haklar olup sahibine, bu değer ya da menfaatten yararlanma yetkisi vermektedir. Hukuk düzeni, yararlanma haklarında hak sahibine tanıdığı bu yetkiye karşılık, üçüncü kişilere de bazı yükümlülükler yüklemektedir.

Düzenleme Hakları: Yararlanma hakkı sahiplerine, üçüncü kişilerle olan hukuki ilişkilerini biçimlendirme, onlara belirli bir şekil verme yetkisi tanımaktadır.

YARARLANMA HAKLARININ ÇEŞİTLERİ 

Asli haklar yararlanma haklarıdır. İkincil haklar düzenleme haklarıdır.

 ALACAK HAKKI: Borç ilişkisinde asli hak alacak hakkı, asli yükümlülük borçtur. 

  • Alacak hakkı bir yararlanma hakkıdır.
Alacaklıya bir edim menfaati sağlar. Alacaklı bundan çeşitli maddi ve manevi yararlar sağlar. Klasik doktrin alacak hakkını hâkimiyet hakkı olarak nitelemektedir. Buna katılmıyoruz. Böyle bir anlayış, hem kişilik hakkı kavramıyla, hem de borçlar hukukunun temel ilkesi olan taraflar arasındaki eşitlik ve özgürlük ilkesi ile bağdaşmaz. Alacaklının hakkı, edim üzerinde bir hak değil, sadece borçludan borçlanmış olduğu edimi istemekten ibarettir. Borçlunun şahsı üzerinde alacaklıya hâkimiyet hakkı tanımak, borçluyu borç ilişkisinin objesi haline getirmek olur. Oysa borçlu da alacaklı gibi borç ilişkisinin süjesidir. Alacak hakkı, alacaklıya edim konusu mal üzerinde de hâkimiyet hakkı sağlamamaktadır.
  • Alacak hakkı bir malvarlığı hakkıdır. 
Malvarlığı, bir kişinin ekonomik değer ve hukuki birlik arz eden, para ile ölçülebilen hak ve borçlarının tamamıdır. Borç ilişkisinin konusu, bazen ekonomik bir değer taşımayan bir edimden de (örneğin gürültü yapmama) ibaret olabilir.
  • Alacak hakkı geçici bir haktır. 
İhtiyaç giderildiğinde borç ilişkisi sona erer. 
  • Alacak haklarının sayısı, içeriği belirli tip ve konularla sınırlı değildir (TBK mad. 26’daki sınırlar içinde).
  • Alacak hakkı nispi bir haktır:  
Borç ilişkisi alacaklı ve borçlu arasında hüküm ve sonuç doğurur. Alacak hakkı üçüncü kişiye karşı ileri sürülemez. Borç ilişkisine üçüncü kişiler alacaklı veya borçlu olarak sokulamaz. Bunun tek istisnası üçüncü kişi yararına sözleşmedir (TBK mad. 129). Ayni hakların mutlak hak, alacak haklarının ise nispi hak olma niteliği, bu hakların sadece üçüncü kişilere karşı doğurduğu hüküm ve sonuçlar yönündendir.

Alacak haklarının nispiliğinden doğan sonuçlar: 

  • Sadece borçluya karşı ileri sürülebilir, üçüncü kişilere karşı ileri sürülemez. 
  • Yalnız borçlu tarafından ihlal edilebilir, üçüncü kişiler ihlal edemez.
Üçüncü kişi, alacaklıya kasten ve ahlaka aykırı bir fiille zarar vermişse, alacaklı o kişiden bu zararın tazminini isteyebilir (TBK mad. 49). Ancak tazminat davasının açılabilmesi için fiilin kasten olması yeterli değildir, aynı zamanda ahlaka aykırı olmalıdır

Örnek: Ü, A’nın S’den satın aldığı radyoyu, teslim edilmeden intikam duygusuyla kırmışsa; A, Ü’ye karşı zararın tazmini davası açabilir. Ü, intikam duygusuyla S’yi, A’ya karşı satış sözleşmesinden doğan borcunu ifa etmemeye ikna etmişse, bu halde de A, Ü’nün kasıtlı ve ahlaka aykırı bir fiiliyle zarara uğradığı gerekçesiyle S’ye karşı tazminat davası açabilir. 
  • Borçlu tarafından ihlal edilmesinden üçüncü kişiler hiçbir hak iddia edemez.
  • Maddi edimlerde alacaklıya, şey üzerinde dolaylı yetki verir. Alacak hakkı, alacaklıya borç konusu şey üzerinde doğrudan doğruya bir hâkimiyet vermez. Alacaklının hakkı, borçludan sadece belirli bir davranışı istemekten ibarettir. Alacaklı, o şeye ilişkin üçüncü kişilerin ihlallerinin durdurulmasını veya önlenmesini isteyemez.
  • Alacak hakkının nispiliği, borçlunun iflası halinde de görülür. İstisnası TBK mad. 509; ayni hak sahibi, bu hakkı, iflas masasına karşı da ileri sürebilir, masadan ayırma hakkına sahiptirler.
Bir hakkın nispi hak olarak kabulü bir hukuk politikası sorunudur. Fransız hukukunda taşınır mala ilişkin satış sözleşmesi yapılır yapılmaz, mal alıcıya teslim edilmeden, onun mülkiyetine geçer. Türk hukukunda ayni hakkın doğabilmesi için, taşınır mala ilişkin ayni sözleşme yapıldıktan sonra bunun zilyetliğinin alıcıya devredilmesi gerekir.

Kuvvetlendirilmiş kişisel haklar – Eşyaya bağlı borçlar: 

Kanun koyucu bazı alacak haklarını (arsa payı inşaat sözleşmesi, taşınmaz satış vaadi, alım, önalım ve geri alım hakları, adi kira ile hâsılat kirası) kuvvetlendirmiştir. Bu alacak hakları tapuya şerh edildiği zaman kuvvetlendirilmiş alacak hakkı niteliği kazanmaktadır. Tapuya şerh edilmiş alacak hakkını hak sahibi, üçüncü kişilere karşı ileri sürebildiği için bu tür alacak haklarına kuvvetlendirilmiş kişisel haklar denilir.

Tapuya şerh sonucu kuvvetlendirilen bu haklardan doğan borçlarla diğer bazı borçlara eşyaya bağlı borç denilmektedir. Eşyaya bağlı borç ilişkisi nispi nitelikte borç ilişkisidir. Tapuya şerh edilenler hariç, eşyaya bağlı borç ilişkisinin borçlusu dışındaki kişilere karşı ileri sürülemez.

Bir şey üzerindeki mülkiyet veya sınırlı ayni hak ya da zilyetlik ilişkisi nedeniyle bir kişiyi, bir şey yapmaya, bir harekete veya bir tasarrufa, kısaca olumlu bir edimde bulunmaya yükümlü kılan borca eşyaya bağlı borç denir. 

Eşyaya bağlı borçların konusu, sadece müspet bir edimden, yani bir yapma veya verme fiilinden ibarettir. Oysa olumlu edim yükümlülükleri, hiçbir zaman ayni hakların konusunu oluşturamaz. Bu suretle eşyaya bağlı borçlar ayni haklardan içeriği itibariyle ayrılmaktadır. Yapmama edimleri şeklindeki menfi edimler de eşyaya bağlı borçların konusu olmaz.

Eşyaya bağlı borçlarda da ayni haklarda olduğu gibi sınırlı sayı ve tipe bağlılık ilkeleri geçerlidir. Eşyaya bağlı borçlar kanundan veya hukuki işlemden doğabilir. Tapuya şerh edilmiş kişisel haklar hukuki işlemden doğan eşyaya bağlı borç ilişkilerinin en belirgin örneklerini oluşturmaktadırlar. 

Eşya, kimin mülkiyetine veya zilyetliğine geçerse, eşyaya bağlı borç da o kişiye geçer. Borcun, eşyadan ayrılması söz konusu değildir. Alacaklı, eşyaya bağlı borç ilişkisinden doğan alacağını eşyayı kazanan yeni maliklere karşı da ileri sürebilir.

Nispilik ilkesinin istisnaları: 

Bu istisnalarla üçüncü kişiler borç ilişkisine dâhil olur ve bunlar hakkında da hüküm ve sonuç doğurur.

TBK mad.129 (üçüncü kişi yararına sözleşme): Üçüncü kişi veya üçüncü kişiye halef olanlar da, tarafların amacına veya örf ve âdete uygun düştüğü ölçüde, edimin ifasını isteyebilirler. 

MK mad. 1009 (önalım hakkının üçüncü kişiye karşı ileri sürülebilmesi): Tapuya şerh edilmiş sözleşmeden doğan bir önalım hakkı sahibi, önalım borçlusunun önalım hakkı konusu malı üçüncü bir kişiye satması halinde önalım hakkını üçüncü kişiye karşı ileri sürebilir

TBK mad. 509 (vekâlet veren ile vekilin durumu): Vekilin kendi adına ve vekâlet veren hesabına gördüğü işlerden doğan üçüncü kişilerdeki alacağı, vekâlet verenin vekile karşı bütün borçlarını ifa ettiği anda, kendiliğinden vekâlet verene geçer.

TBK mad. 83 (borcun üçüncü bir kişi tarafından ifası): Borcun üçüncü bir kişi tarafından ifası mümkündür. Ancak, bunun için borç, borçlu tarafından şahsen ifası gerekli bir borç niteliğinde olmamalıdır. 

DÜZENLEME HAKLARI (TALİ, İKİNCİL HAKLAR) 

Sahibine belirli bir davranıştan veya hukuki değerden yararlanma hakkı vermez. Sadece asli, birincil hakları yani yararlanma haklarını etkiler; onları, bu hakkı kullanan kişi veya üçüncü bir kişi adına kurma, değiştirme veya ortadan kaldırma yetkisi verir

Bu haklar sayesinde hak sahibi, tek taraflı bir irade açıklamasıyla, başka bir kişinin hukuki alanını etkilemekte, yeni bir hukuki durum yaratmakta veya mevcut hukuki durumu değiştirmektedir. Hukuki durumu değişen kişi, düzenleme hakkını kullanan kişinin, bu şekilde kendi özel hukuki alanına yapmış olduğu etkiyi kabul etmek zorundadır. Düzenleme hakları üçe ayrılır.

  1. Yenilik doğuran haklar
  2. Yönetim (temsil) hakları
  3. Def’i hakları

1. YENİLİK DOĞURAN HAKLAR

Bir hukuki yetkiye dayanarak, bir kimsenin varması gerekli tek taraflı irade beyanıyla yeni bir hukuki durum yaratmasına veya hukuki bir ilişkiye şekil vermesine imkân veren haklara denir.

Bu haklarla tanınmış olan yetki, bir başkasının hukuki durumunun, ancak onun da katılması ile değişebileceği ilkesine bir istisna getirmiş olmaktadır. Bu yetkini kullanılması ile istenilen sonuç kendiliğinden meydana gelir.


  • Yenilik doğuran hakların çeşitleri

    • Doğuş nedenlerine göre
      • Kanundan (önalım, iptal, takas hakkı)
      • Sözleşmeden (alım, önalım, geri alım hakkı)
      • Hem kanundan hem de sözleşmeden ( önalım, fesih, dönme, geri alım hakkı)
    • Kişiye veya başka bir hakka bağlı olup olmamalarına göre
      • Kişiye sıkı sıkı bağlı yenilik doğuran haklar (boşanma, evliliğin butlanı ve iptali, bağışlamayı geri alma)
      • Bağımlı yenilik doğuran haklar (dönme, iptal, fesih, geri alma, takas, seçimlik borçlarda seçme hakkı)
      • Bağımsız yenilik doğuran haklar (alım, önalım, geri alım)
    • Etkilerine göre
      • Müdahale hakları: Üçüncü kişiyi etkiler. (fesih, iptal, dönme, takas hakları)
      • Öz yenilik doğuran haklar: Sadece hak sahibini etkiler. (mirası reddi)
    • İçeriklerine göre
      • Kurucu yenilik doğuran haklar (olumlu yenilik doğuran haklar)
        Kullanılmalarıyla yeni bir hukuki ilişki kuran veya bir hakkı kazandıran haklara denir. (Alım, önalım, geri alım, evlilik dışı bir çocuğun tanınması, sahipsiz bir taşınır mala el koyma (ihraz),sahipsiz bir taşınmaz malı işgal etme) 
      • Değiştirici yenilik doğuran haklar
        Mevcut bir hakkı veya hukuki ilişkiyi değiştiren haklardır, yeni bir hukuki durum yaratmaz. (Seçimlik borçlarda seçim hakkının kullanılması)
      • Bozucu yenilik doğuran haklar (olumsuz yenilik doğuran haklar)
        Kullanılmalarıyla bir hakkı veya hukuki ilişkiyi ortadan kaldıran haklardır. (Sözleşmenin iptali, fesih, dönme, öneri veya kabulün geri alınması, üyelikten çıkarılma, mirasın reddi, takas beyanı). Fesih geleceğe etkili, dönme ise geçmişe etkilidir.,

        Bir hakkı ortadan kaldıran haklar: Mirasın reddi II. Bir hukuki ilişkiyi ortadan kaldıran haklar: İptal, fesih, dönme III. Bir statüyü ortadan kaldıran haklar: Derneğin kendini feshetmesi (veya hâkim kararıyla) 
    • Sonuçlarına göre
      • Özel yenilik doğuran haklar
        Hakkın kullanılması için, hak sahibinin irade beyanı yeterlidir, ayrıca dava açma gerekmez.
      • Yenilik doğuran dava hakları
        Bazı yenilik doğuran haklar, ancak dava yoluyla kullanılabilir. Hakkın kullanılacağı dava yenilik doğuran davadır. Ölüme bağlı tasarrufların iptali davası, boşanma  

  • Yenilik doğuran hakları kullanım şekli

Hak sahibinin tek taraflı irade beyanıyla ya da yenilik doğuran bir dava ile kullanılır. İrade beyanı karşı tarafın hâkimiyet alanına ulaştığı anda varmış sayılır. İrade beyanı şekil koşuluna tabi değildir. Ancak yenilik doğuran davlarda, irade beyanının mahkemeye yöneltilmiş olması gerekir.

İrade beyanının muhataba varması ile yenilik doğurucu sonuç kendiliğinden (muhatabın beyanı kabul etmesi şart değil) meydana gelir. Bu bakımdan yenilik doğuran haklar, icraları için dava açılmasını gerektirmezler. Yenilik doğuran hakkın usulüne uygun kullanılıp kullanılmadığı konusunda uyuşmazlık olursa tespit davası açılabilir. Eğer hâkim, kararında hakkın usulüne uygun kullanıldığını tespit ederse, istenilen sonuç kararın verildiği anda değil, hakkın kullanıldığı anda meydana gelmiş olur.

Yenilik doğuran haklar istisnai hallerde dava yoluyla kullanılır. Yenilik doğuran davalar, bir edim veya tespit davası değildir. Hükümlerin icra ve infazına gerek yoktur. Böyle bir hüküm kesinleştiği anda etki ve sonuçlarını kendiliğinden meydana getirir.


  • Yenilik doğuran hakların ÖZELLİKLERİ  


  1. Bir defa kullanılmakla tükenen, sona eren haklardır.
  2. Alacak hakkı olmadıkları, yani bir edimi kapsamadıkları için ilke olarak zamanaşımına bağlı olmayıp, hak düşürücü süreye tabidirler. 

    Hak düşürücü süreler zamanaşımına oranla daha kısadır. Bu süre içinde kullanılmayan yenilik doğuran haklar düşer, bir daha kullanılmaz (sözleşmede esaslı yanılgıya düşenin 1 yıl içinde sözleşme ile bağlı olmadığını bildirmesi, mirasın reddinin 3 ay içinde yapılması). Yenilik doğuran hakların kısa bir süreye bağlı olması, karşı tarafın hukuki durumunun çabuk aydınlığa kavuşması, sonra da hakların sürekli haklardan olmaması ile açıklanabilir. Hukuki öngörülebilirliği sağlamak için kısa süreli haklar hak düşürücü süreye, uzun süreli haklar zaman aşımına bağlanmıştır.

    Hiçbir süreye tabi olmayan yenilik doğuran haklar da mevcuttur (sürekli borç ilişkileri önemli ve haklı sebeplerle en kısa süre içinde feshedilebilir).
  3. Kullanıldıktan sonra dönmek (geri almak) mümkün değildir. Bir defa kullanılmış olmakla tükenen bir haktan dönmek, artık hak mevcut olmadığı için, söz konusu olamaz.
  4. Şarta bağlanamaz. Bunlar kesinlik ve açıklık isteyen, bu nedenle şarta yabancı haklardır.
  5. Dürüstlük kurallarına uygun olarak kullanılmalıdır.
  6. Engelleyici şartlar olmadıkça devredilebilen haklardandır. Örneğin yasal önalım hakkı paylı mülkiyette paydaşlar arasında söz konusu olduğundan üçüncü kişilere devredilemez. Örneğin kişiye sıkı sıkıya bağlı yenilik doğuran haklar miras yoluyla geçmeyeceği gibi, sağlar arası devre de konu olamaz. Örneğin bağımlı yenilik doğuran haklar da bağlı oldukları haktan veya hukuki ilişkiden bağımsız olarak devredilemez.

  • Yenilik doğuran hakların SONA ERMESİ


  1. Kullanılmakla sona erer.
  2. Hak düşürücü süre içinde kullanılmamakla sona erer.
  3. Hak sahibinin bunları kullanmaktan feragat etmesiyle sona erer.
  4. Kullanılması sonradan imkânsız hale gelmesiyle sona erer. 

2. YÖNETİM VEYA TEMSİL HAKLARI (YETKİ, KUDRET HAKLARI)

Burada hak sahibi, yani yönetim hakkının kullanan kişi, bir sözleşme veya tek taraflı bir hukuki işlem yaparak üçüncü kişinin hukuki alanına etkili olmakta, o alanda hukuki sonuçlar doğurmaktadır. Hak sahibi, yenilik doğuran haklarda genellikle kendi yararına hareket ederken, yönetim haklarında başkası yararına hareket eder. Bu nedenle “başkası yararına haklar” da denilmektedir.

Düzenleme haklarının bu türü, olağan temsil hakları (kanuni temsil, iradi temsil, dolaylı temsil) ile organ haklarını (tüzel kişilerin organları temsilci değildir) kapsar.

3. DEF’İ HAKLARI (KARŞI HAKLAR) 

Hak sahibine, bir başkası tarafından ileri sürülen bir hakkı, belirli oranda etkisiz kılma veya sonuçlarını tamamen ya da kısmen sınırlama, engelleme veya ortadan kaldırma imkânı veren haklardır. Borçluya tanınmış savunma aracıdır. En önemli türü, borçlanılan edimden veya bir borcun ifasından kaçınma hakkı olarak adlandırılan def’i hakkıdır.

Başkasına ait bir hakka karşı kullanılan ve bu hakkı sürekli veya geçici olarak engelleyen ya da sınırlayan karşı hakka def’i hakkı denir. 
Def’i hakkının mutlaka dava yoluyla kullanılması gerekli değildir. Yenilik doğuran hak kullanılmakla sona erer, oysa def’i hakkı kullanılsa bile, borçlu bundan geri dönebilir.

Def’i hakkının kullanılması, başkasına ait olan bir hakkı ortadan kaldırmaz, engel olur. Böylece borçlu, alacaklı tarafından edimin yerine getirilmesi talep edildiğinde, bunu reddetme, bundan geçici veya sürekli kaçınma hakkını elde eder. Buna teknik anlamdaki def’i hakkı ( dar anlamda def’i hakkı) denir.

İtiraz, bir hakkın doğumunu, meydana gelmesini veya devamını inkâr eden bir vakıanın ileri sürülmesi olduğu halde, def’i, ileri sürülen bir hakka karşı, bu hakkı engelleyen veya sınırlayan karşı bir hakkın kullanılmasıdır.

İtirazda bulunma, bir hakkın doğumuna engel olan veya doğmuş bir hakkı ortadan kaldıran bir olayın ileri sürülmesidir. İleri sürülen itiraz sebebi gerçekleşmişse, iddia olunan hak, hiçbir zaman mevcut olmamış veya ortadan kalkmış demektir. Oysa def’i hakkının ileri sürülmesinde, diğer tarafın hakkı mevcut olmakla birlikte, hukuk düzeni, davalıya borcunu ifa etmeme hakkını tanımaktadır

TBK mad. 166/2; kusur def’idir, itiraz değildir. 

Karşılıklı borçları içeren sözleşmelerde davacının kendisine düşen borcu yerine getirmemiş olması def’i (ödemezlik def’i) ile satış sözleşmesinde, bağışlamada, kefalette ileri sürülebilen teknik anlamdaki def’iler TBK’da öngörülmüştür. Teknik def’ilerin en önemlisi zamanaşımı def’idir (kanun koyucu, benim tanıdığım süre içinde hakkını ileri sürmezsen hakkından vazgeçmiş sayılırsın, demektedir).  

Def’i hakkının ÇEŞİTLERİ 

Kesin (sürekli) def’i: Karşı hakkı tamamen engeller, felce uğratırlar, sürekli engel olurlar. Def’i hakkı sahibine, edimi sürekli olarak yerine getirmeme yetkisini verir. Örneğin zamanaşımı def’i. Zamanaşımı def’inin ileri sürülmesi, alacak hakkını değil, sadece dava hakkını engeller. Alacak hakkı, eksik bir borç olarak varlığını sürdürür. Borçlu isterse, borcunu ifa edebilir.

Geciktirici def’i: Hak sahibinin hakkının kullanılmasını bir müddet için önlerler. Örneğin ödemezlik def’i.

Bağımsız def’i: Başka bir hakka dayanmayan def’ilerdir. Bir ana hak yoktur, def’i hakkı kendiliğinden mevcuttur. Örneğin adi kefalet sözleşmesinde kefilin önce asıl borçluya başvurmasını isteme hakkı (tartışma def’i).

Bağımlı def’i: Ayni veya nispi hakka bağlı olan def’ilerdir. Bir temel ilişki (ana hak) mevcuttur. Temel hak ortadan kalkarsa def’i hakkı da ortadan kalkar

Tam def’i: Def’i hakkı sahibine, edimin tamamını reddetme, onu bir bütün olarak yerine getirmekten kaçınma yetkisi verir.

Tam olmayan (kısmi) def’i: Def’i hakkı sahibi, edimin belirli bir kısmını yerine getirmekten kaçınma hakkına sahiptir.

Def'i Hakkının Kullanma şekli

Mahkeme dışında edimi yerine getirmemekle, mahkemede ise bunu def’i olarak ileri sürmek suretiyle kullanılır. Def’i hakkının cevap süresi içinde bildirilmesi, ileri sürülmesi gerekir. 

İtiraz

Geniş anlamda def’i; dar anlamda def’i ile itirazı kapsar. Dar anlamda def’i bir hakkın ileri sürülmesi olduğu halde, itirazın konusu bir olayın ileri sürülmesidir. İtiraz, karşı tarafın hakkının mevcut olmadığını, borcun doğmadığını ileri sürmektir. Borcun doğmadığını değil de, o anda ileri sürülemeyeceği def’idir. Hakkın doğumuna engel olan itiraz ve hakkı yok eden itiraz olmak üzere ikiye ayrılır. Sözleşmenin geçersizliğinin ileri sürülmesi hakkın doğumuna engel olan itirazdır. İddia edilen alacağın ifa, ibra veya imkânsızlık sebebiyle sone ermiş olduğunu ileri sürmek hakkı yok eden itirazdır.

Def’i ile itiraz arasındaki FARKLAR

  1. Def’i bir haktır, itiraz ise bir olaydır. Borçlu tek taraflı iradeyle def’i hakkını kullanmaktan vazgeçebilir, borçlu itirazdan vazgeçemez (olaylar tek taraflı bir vazgeçme iradesiyle ortadan kalkamaz). 
  2. İtiraz hâkim tarafından re’sen göz önünde tutulur. Def’i hâkim tarafından taraflara hatırlatılamaz, borçlunun bunu ileri sürmesi gerekir.
  3. Def’i sadece hak sahibi tarafından ileri sürülebilir. İtirazı menfaati olan herkes ileri sürebilir. 
  4. İtiraz hakkın doğmadığını veya sona erdiğini ifade eder. Def’i hakkı sona erdirmez, sadece o hakkın ileri sürülmesini geçici veya sürekli olarak engeller.
  5. Def’i cevap süresinde ileri sürülebilir, itiraz davanın her aşamasında dikkate alınır. 

Yorumlar