Olağan Hukuk Yolları ve Olağanüstü Hukuk Yolları - Anayasa Hukuku


OLAĞAN HUKUK YOLU
Anayasa şikâyetinden (bireysel başvuru) önce bitirilmesi gereken olağan hukuk yolları, istinaf ve temyizdir. İstinaf dediğimiz hukuk yolu, yeni gelmiş bir usuldür. Bütün davalar açısından geçerli değil. Bazı davalar istinafa, bazıları temyize tabi.

Adli yargıda temyiz mahkemesi Yargıtay, idari yargıda Danıştay’dır.
İtiraz da bir olağan hukuk yoludur. Mesela bir tutukluluk tedbiri söz konusuysa, orada bir üst mahkemeye değil ama cezayı veren 13. Ağır Ceza Mahkemesi ise, 14. Ağır Ceza Mahkemesine itirazda bulunuyorsunuz. İtiraz reddedildiğinde, AYM’ye gidebiliyorsunuz.
Tutuklanan kişi tutukluluğa itiraz etti ve itiraz kabul edildi, kişi serbest bırakıldı. Ancak bu zamana kadar haksız tutulduğunu düşünüyor. CMK 141 serbest bırakılan kişiye tazminat verilebileceğini söyler. Başvurucu tazminat yoluna gitmeden AYM’ye direkt giderse başvuru reddedilir. Ancak kişi hala tutukluysa tazminat yoluna gitme zorunluluğu yoktur.
Dava açmanın ön koşulu dilekçe vermekse, olağan hukuk yollarının tüketilmesi için önce bu işlemin gerçekleştirilmesi gerekir. İdari Yargıda önce dilekçe verirsiniz, reddedilirse iptal davası açarsınız. Davayı kaybettiyseniz üst mahkemelere başvurursunuz ve o yolları tükettikten sonra artık AYM’ye gidebilirsiniz.
Olağan hukuk yollarına, usulüne uygun olarak başvuruda bulunmak gerekir. Usulüne uygun başvuruda bulunulamadıysa, çok ağır bir temel hak ihlali söz konusuysa bile bu ihlali ileri süremezsiniz. Avukatın hatası söz konusudur ve ihlal iddiası ne AYM ne de İHAM önüne taşınabilir.

Bazı haller var ki o hallerde birden fazla hukuk yolu söz konusu olabiliyor. Örneğin kişi hakarete uğradığında yapabileceği iki şey vardır: Savcılığa suç duyurusunda bulunmak ve tazminat davası açmak. İkisi farklı şeyler. Birisi hukuk, birisi ceza davası. İkisine de başvurmak zorunlu mu konusu biraz muğlak. İHAM ikisinden birine başvurmayı yeterli görebilirken, AYM Adnan Oktar’ın başvurularından sonra bir içtihat geliştirerek iki yola da başvurulması gerektiğini söyledi. Bu konu bazen mülkiyet bağlamında da gündeme gelebiliyor ve AYM iki yolun da tüketilmesi gerektiğini söyleyebiliyor.

Ne var ki açıkça yaşam hakkıyla ilgili bir vaka söz konusuysa, kişinin maddi ve manevi bütünlüğüyle ilgili bir durum varsa AYM sadece suç duyurusunu yeterli görebiliyor. Bu içtihatta çok tutarlı olmamakla beraber AYM’nin eğilimi bu yönde. Fakat ağır insan hakları ihlalleri içermiyorsa bu durumda her iki yola da başvurulması gerekiyor. Özellikle hakaret konusunda içtihat çok net. Hekimlerle ilgili ihmallerde, iki yolun da tüketilmesi aranıyor.
Ceza Muhakemesinde eğer tutuklu kişi serbest bırakılmışsa, mutlaka tazminat yoluna gitmesi gerekir. (CMK 141 yolu) Bu çok hata yapılan bir konu, bu yüzden çok önemli. AYM’ye gidilirken kişi tutukluysa ve dava AYM önündeyken kişi serbest bırakılmışsa, bu durumlarda da CMK 141 yolunu tüketmek gereklidir.

Temel hakka yönelik müdahalenin niteliğine göre hukuk yolu başkalaşabilir. Örneğin devlet sizin mülkiyetinize kamulaştırmasız el attı, siz buna binaen iki yol izleyebilirsiniz. Müdahalenin meni davası veya tazminat davası. Mülkiyetinizi mi istiyorsunuz AYM’den para mı? Hangisini istiyorsanız o hukuk yolunu tüketmeniz gerekiyor.

Tolga Şirin’e göre hakaret davalarında, başvurucu kişinin cezalandırılmasını mı istiyor yoksa tazminat mı ona bakılmalı ve bu talebe göre iki yoldan hangisi gerekiyorsa onun tüketilmesi yeterli olmalı.

Bazı hukuk büroları hakarete dair özel olarak sosyal medya üzerinden tarama yapıp kişilere ‘’Sen şu kadar ücret öde, dava açmayalım.’’ Diyebiliyorlar. Bu aslında hukuk yoluyla bir taciz. Buna yargısal taciz diyenler de var. (Judicial abuse) Görüntüde hukuka uygun olup, demokratik toplumu boğan bir uygulama.

OLAĞANÜSTÜ HUKUK YOLLARI

1-Yargılamanın Yenilenmesi

Öyle bazı durumlar olabiliyor ki kesin hükümden sonra yeni bir delil elde ediliyor, hile yapıldığı ortaya çıkıyor, belgede sahtecilik olduğu anlaşılıyor vs. Bu durumlarda yeniden yargılama yapmak mümkün. Bu anayasa şikayetinden önce tüketilmesi gereken bir hukuk yolu değildir. Yargılamanın yenilenmesi için başvuru yapmadan AYM’ye başvurabilirsiniz.

2-Kanun Yararına Bozma

Ceza yargılanmasında şöyle olur: Yargılandınız, çok bariz bir hukuka aykırılık söz konusu. Temyiz ettiniz, örneğin Yargıtay da onadı ve siz artık hapis yatıyorsunuz, kesin hüküm verildi. Böyle durumlarda bazen Adalet Bakanlığının harekete geçmesi suretiyle bozma söz konusu olabiliyor. Bu çok istisnai bir durum. Bakanlığın devreye girmesi gerekiyor, kişiden bağımsız bir uygulama. Bu hukuk yolunun da AYM’ye başvurmadan önce tüketilmesi gerekmez.

3-Soyut ve Somut Norm Denetimi

AYM’ye gitmeden tüketilmesine kural olarak gerek yok.

4-Karar Düzeltme

Karar düzeltme, genelde Yargıtay’ın vermiş olduğu bir karardaki teknik eksikliklere binaen yeniden düzenlenmesi için yapılan bir başvurudur. AYM kural olarak karar düzeltme yoluna gitmenin zorunlu olmadığını ama gidilmişse de o yol sonuçlanmadan AYM’ye gidilemeyeceğini söyler.

Söz edilenler olağan hukuk yolunun tüketilmesi bakımından şekli şartlardır. Maddi şart ise dava sürecinde, bir defa da olsa müdahale hangi temel hakkaysa, ona yönelik ihlalin dile getirilmesidir. Bu aslında yasal yolların anayasallaşması işlevini de görür. Eğer ifade özgürlüğüyle ilgili bir mesele varsa ve ben AYM’ye gidene kadar bunu dile getirmemişsem, AYM maddi anlamda hukuk yolu tüketilmemiş diyerek başvuruyu reddedebilir.
BAŞVURU SÜRESİ
Prensip itibariyle 30 gündür. Başvurucunun başvuruyu öğrendiği tarih esas alınır, 30 gün süre o zaman başlatılır. Tebligat Kanuna göre vekille temsil edilen işlerde tebligat, vekile yapılır. Avukatı atlayıp müvekkile tebliğ edilemez. Anayasa Mahkemesi Kanununda başvurucunun öğrendiği an denilmektedir. Müvekkil, avukattan önce öğrenmişse ve avukata henüz tebliğ yapılmamışsa bile 30 günlük süre başlatılır.
Temyiz kararı kaçma riski vs. sebeplerle tebliğ edilmez, dosyaya koyulur. Avukatlar şunu yapıyorlar. Dosyaya bakıyorlar, kesinleştiğini görüyorlar. Dilekçe yazıp bunu bana tebliğ et deyip bekliyorlar. AYM dosyadan tebligat talebinde bulunduğuna göre dosyada bunu görmüşsün, süre gördüğün anda başladı; tebligat gelmiş olsun gelmemiş olsun, biliyorsun diyor.

Kişi tutukluysa kaçmasından bağımsız tebliğ edilmemişse ama bir müddetname müvekkile verilmişse 30 günlük süre başlar. Avukatın bilgisinin olup olmaması bir şeyi değiştirmez. AYM’nin içtihadı vardır.

Başvurucunun haberi var, avukatın yok süre başlar. Avukatın haberi var, başvurucunun yok süre yine başlar.

Yargıtay kararı kişiye tebliğ etmediği için dosyaya giriyor öncesinde bahsedildiği gibi. Avukatlar, dosyada gördüm ama hiçbir işlem yapmadım benim bilgim olduğundan haberdar değiller, istediğim zaman başvuru yapabilirim diyorlar ya da umursamıyorlar. AYM sonsuza kadar bireysel başvuru yapılabilir kılamayız, bir kesinlik gerekir dedi ve bunun üzerine kendi içtihadı ile ürettiği bir süre verdi: 3 ay+30 gün. Avukatın özen yükümlülüğü (due diligince) var, dosyayı belli aralıklarla takip etmek zorunda. 3 ay süre içinde avukatın öğrenmiş olması gerekir. 3 ayın son gününde avukatın öğrendiği varsayılır ve 30 günlük süre başlar. 3 ay+30 gün kuralı çok önemli.

Başvuru için 3 günü olan kişi komaya girerse, AYM kanunundaki hükme göre kişi bu tarz bir mazerete sahipse, mazeretinin ortadan kalkmasından itibaren 15 gün içinde başvuruda bulunabilir. Fakat mazeret kanıtlanmalı.

İHAM yönünden başvuru süresi 6 aydır. Yeni protokolü taraflar kabul ettikten sonra 4 aya inecek ama şu an 6 ay. AYM kararından sonra başlıyor normalde bu 6 ay. Peki, AYM’nin Resmi Gazetede yayımlandığı an mı yoksa kararın tebliğ edildiği an mı? Strasbourg henüz bu soruya yanıt vermedi.
Başvuru bizde posta yoluyla olmaz. Ya Ankara’ya AYM’ye gidilir ya da herhangi başka bir mahkeme yoluyla yapılır. Bir alındı belgesi veriliyor gittiğiniz mahkeme tarafından ve bu alındı belgesi verildiği an başvuru anı.
Strasbourg’a mektup yoluyla gidilebiliyor. Mahkeme postanın ulaştığı tarihi değil, sizin postaya verdiğiniz anı esas alır.
Sürenin sonu hafta sonuna denk geliyorsa ne olacak? Takip edilen ilk iş günü sayılıyor. AYM için adli tatil yoktur, adli tatilde başvuru yapılmaması mazeret sayılmaz.
Strasbourg yönünden de hafta sonuna denk geldiğinde sonraki gün kabul edilebiliyordu. Ancak iki yıl önce bir Türk başvurucu dolayısıyla içtihadını değiştirdi. Başvurucu 6 ayın son gününe (Pazar) bırakmış, bu kadar da olmaz denildi ve 6 ayın günü hangi günse o güne kadar yapılacak dedi.
BAŞVURUDA TEDBİR TALEBİ
Gecikmesinde sakınca bulunacaksa, başvuruyu yaptım AYM karar verene kadar bir anlamı kalmayacaksa geçici tedbir talebinde de bulunabilirim. Örneğin Cezayirliyim orada ölüm cezasıyla yargılanıyorum, sınır dışı edilmem söz konusu ve AYM’ye başvuru yaptım. Karar verilene sınır dışı kararı icra edilirse öleceğim. Bu gibi durumlarda AYM geçici tedbir kararı veriyor. Tolga Şirin’e göre ve AYM Kanuna göre de her türlü hakla ilgili gecikmesi sakınca bulunduracak durumlarda geçici tedbir kararı verilebilmeli. Ancak AYM İçtüzüğü bunu sadece maddi ve manevi bütünlük ile sınırlandırmış durumda (yaşam hakkı ve işkence yasağı) Kanuna aykırı bir içtüzük var şu anda. Kanun, içtüzük ile sınırlandırılamaz.
Tedbir talebi kişi tarafından verilebileceği gibi, mahkeme tarafından resen de verilebilir.

Başvuru Hakkını Kötüye Kullanma

Başvurucunun avukatı başvuru hakkını kötüye kullanacak olursa, AYM her şeyden bağımsız olarak avukata tazminat cezası veriyor, baroya bildiriyor ve suç duyurusunda bulunuyor.
Yapılan başvuru dilekçesinde AYM’ye saldıran, agresif tutumlar varsa bizzat başvuruculara tazminat cezası verebiliyor. Strasbourg bu konuda daha esnek.

AYM sitesindeki hazır dava dilekçesine bakın. Avukatların hataya düştüğü nokta tazminat talebinde bulunmak. Başvuruda tazminat talebinde bulunulmazsa AYM resen tazminata hükmetmez. İhlal var der, bırakır. Talebi düşük tutarsanız, AYM daha yüksek bir tazminata hükmetmez ama daha yüksek talep ederseniz düşük bir tazminata hükmedebilir.
Tazminat dışında talepler de var. Restitio integrum denilen geri hale iade talepleri özellikle Inter American Court’da çok yaygındır. Bu mahkeme halkın önünde özür dileme, cezaevini müzeye çevirme, şehrin merkezine ölen kişiler için anıt yapılması vb. kararlar verebiliyor. Çok aktivist bir mahkemedir. AYM kanunu da bunlara izin verir ancak AYM kullanmıyor.
İHLAL NASIL GİDERİLİR?
İHAM yönünden üç türdür.
1-Bireysel Tedbirler
Kişiye özgü olarak çözüm üretilir, tazminat ödenir. Bu gidermenin nasıl olacağı taraf devletlere bırakılır. İstenirse af çıkarılır, yeniden yargılama yapılır, soruşturmada eksiklik varsa yeniden soruşturma yapılır, içtihat değiştirilir vs. Örneğin Şahin Alpay kararında mahkeme serbest bırakmak zorunda değildir, af da çıkartabilir. Literatürde farklı yollar vardır.
2-Genel Tedbirler
Kanunda veya bir politikada değişiklik yapılır. Yapısal sorunların çözülmesine yöneliktir.
3-Pilot Kararlar
Mahkeme sorunla ilgili önüne gelen yüzlerce davadan birisini seçiyor, karar veriyor ve bu karar diğerleri açısından da geçerli diyor.

Tekrar şunun üzerinde duralım. Başvuru anında olmayan bir hukuk yolu, başvuru esasına dair inceleme yapılırken oluşmuşsa AYM o yola gönderebilir. Örneğin Türkiye’de OHAL KHK’si ile işinden alınan kişiler AYM’ye gittiler, OHAL Komisyonu oluşturulunca AYM hepsini oraya yolladı. Buradaki mantık insan hakları mahkemelerinin iş yükünü azaltıp dava göremez hale gelmesini engellemek. İHAM ifade özgürlüğü konusunu ayrıca ele almaktadır. Der ki eğer konu ifade özgürlüğüyse davanın çok uzun sürmesi caydırıcı etkiye (chilling effect) sebep olur. Abdurrahman Dilipak örneği var. Bu noktada Barış Akademisyenleri davası da diğer davalardan ayrılmalıdır ve İHAM önünde ayrılacaktır.
İHAM güncel bir konu kalmadıysa, taraflar öldüyse bile ben objektif hukuka katkı için davaya bakabilirim demektedir. AYM İçtüzüğünde de bu vardır. Düşme kararının istisnadır.
İHAM ve AYM gibi mahkemelerin diğer mahkemeler üstünde hem yol gösterici hem de eğitici etkileri vardır. Bireysel başvuru yolu, anayasal yurtseverliğe katkı sağlar. Kişiler anayasa şikâyeti yoluyla, devletle anayasal bir yolla diyalog imkânı sağlar.
Alman Anayasasında olan komünal bireysel başvuru ve organ ihtilafı gibi usuller bizde yok. Komünal anayasa şikayetinde, belediyeler ve yerel yönetimler kendi yetki alanlarıyla ilgili özerklik hakları yönünden yapılan bir şikayettir. Organ ihtilafında anayasal organlardan biri üstüne düşeni yapmadığında diğerinin yaptığı şikayettir. Örneğin OHAL KHK’leri 30 gün sonra kanunlaşması gerektiği halde TBMM bunu yapmıyor ve kimse müdahale edemiyor. Eğer organ ihtilafı olsa müdahale edilebilirdi. Cumhurbaşkanının tarafsızlığı da organ ihtilafı yoluyla dava konusu yapılabilir.

Etiketler: olağan hukuk yolu, olağanüstü hukuk yolu, yargıtay, danıştay, temyiz, istinaf, aym, iham, birden fazla hukuk yolu, insan hakkı ihlali, insan hakları, kamulaştırmasız el atma, yargısal taciz, yargılanmanın yenilenmesi, bozma, onama, soyut norm denetimi, somut norm denetimi, şekil şartı, başvuru süresi, tebligat

Yorumlar